Pelion Yeme İçme Durakları: Dağdan Denize Sevdiğimiz Lezzetler
Yunanistan’daki ikinci yılımızdı. O zamanlar Atina’da yaşıyorduk. Uzun zamandır Atina’da yaşayan Türkiyeli bir arkadaşımız vardı; eşi de Yunan’dı. Bir gün bizi arayıp, "Ben şu an Eleni’nin köyündeyim. Burası Volos ili sınırları içindeki dağlık Pelion bölgesi. Vaktiniz olursa mutlaka uğrayın, bence burayı çok seversiniz" dedi.
O sıralar İstanbul’a gitmek üzere yola çıkacaktık. Pelion da güzergâhımızın üzerindeydi. "Hazır buraya kadar gelmişken hem Cihan’a uğrayalım hem de bölgeyi görelim" dedik.
Volos’tan geçip dağ yollarında yükselmeye başladığımız anda büyülenmiştik. Bir yanda yemyeşil ormanlar, diğer yanda masmavi deniz… Yol virajlar arasında kıvrıla kıvrıla ilerliyor, manzara her kilometrede biraz daha güzelleşiyordu.
Cihanların köyüne vardığımızda ise hayranlığımız iyice arttı. Taş evlerle çevrili şahane bir meydan, gürül gürül akan çeşmeler ve insanın saatlerce oturmak isteyeceği kadar huzurlu bir atmosfer… Daha ilk gün, Pelion’un hayatımızda önemli bir yer edineceğini hissetmiştik.
Blogdaki ilk Pelion yazımda Orhan Pamuk’un, "Hayatımızda, daha yaşarken bile hiç unutamayacağımızı anladığımız anlar vardır," sözünü paylaşmıştım. Aradan geçen yıllar bana gösterdi ki Pelion, bizim için tam da öyle bir yer olmuş.
İstanbul dönüşünde bu kez tatil için Milies’e (Μηλιές) geldik. Tatil bitince eve dönmek yerine Pelion’da kalmaya karar verdik. Sonra da pek planlı programlı olmayan, biraz ani bir kararla buraya taşındık.
Portaria’da (Πορταριά) iki yıl yaşadık. Sonrasında Pelion’dan ayrılsak da bağımız hiç kopmadı. Her yıl en az bir ayımızı yine Pelion’un köylerinde geçiriyoruz. Yıllar içinde bölgeyi daha yakından tanıdık; daha önce gitmediğimiz köyleri keşfettik, küçük meydanlarda saatler geçirdik, plajlarına indik ve tabii ki sofralarına oturduk.
Pelion’la ilgili ilk blog yazımı 15 Ağustos 2020’de yayımlamışım. O yazıda bölgenin en bilinen köylerini ve plajlarını anlatmıştım. Şimdi dönüp baktığımda, o yazının Pelion maceramızın ilk bölümü olduğunu düşünüyorum.
Son yıllarda Türkiye’den daha fazla gezginin Pelion’u keşfetmeye başlamasına ayrıca çok seviniyorum. Bölgenin güzelliğinin daha çok kişi tarafından fark edilmesi harika. Ama müsaadenizle küçük bir övünme payı bırakayım: Yıllardır köy köy, plaj plaj, taverna taverna dolaşıp not tuttuğumuz için Pelion konusunda elimizde epey kabarık bir dosya var. 😄
Şimdi yine bir Pelion tatilindeyim. Bu kez daha önce anlatmadığım köylere de uğrayacak ama rotamızı biraz daha sofralara çevireceğiz. Yıllar içinde tekrar tekrar gittiğimiz yerlerden yeni keşiflerimize, kahve molalarından uzun taverna sofralarına kadar bizim Pelion’daki yeme içme duraklarımızı anlatacağım.
Bu yazıyı hazırlarken fark ettim ki uğradığımız her mekânda sofranın ya da yemeklerin fotoğrafını çekmemişim. Bazen sofra ve muhabbet öyle güzel oluyor ki insanın aklına telefonu eline almak bile gelmiyor. Bu nedenle burada göreceğiniz bazı fotoğraflar yemeklerden çok mekânlara ve o anlara ait. Ama gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Yazıda sözünü ettiğim her yemeği bizzat tattık.
Uzunca bir giriş yaptım, biliyorum. Ama artık hikâyenin en lezzetli kısmına, yani Pelion’un nefis sofralarına geçebiliriz.
Portaria | Πορταριά

Portaria, Volos’a en yakın Pelion köylerinden biri. Volos’tan yaklaşık 13 kilometre sonra, Pelion’un yamaçlarına kurulmuş; aşağıda Pagasitikos Körfezi, yukarıda yemyeşil dağlar… Burası diğer Pelion köylerinden biraz farklı. Köyden çok küçük, sevimli bir dağ kasabası havası var.
Zaten Pelion’da yaşamaya karar verdiğimizde biz de özellikle Portaria’yı seçmiştik. Volos’a yakın olması, günlük ihtiyaçlarımızı rahatça karşılayabilmemiz ve ulaşımının daha kolay olması bizim için önemliydi.
Portaria’nın sokaklarında dolaşırken taş yollar, eski taş konaklar, ahşap detaylı Pelion evleri, küçük meydanlar ve çeşmeler çıkıyor karşınıza. Turistik bir yer olduğu için otel, pansiyon, kafe ve taverna seçenekleri de oldukça fazla. Özellikle meydanı çok güzel; yazın çınarların altında oturup kahve içenlerle, akşam tavernalara gidenlerle oldukça hareketli oluyor.
Biz Portaria’yı sadece gezmek için değil, yaşamak için de çok sevdik. Yazı ayrı güzel, kışı ayrı. Yazın yemyeşil, serin ve hareketli; kışın ise dağ havası iyice hissediliyor. Ocak ayında kar da yağıyor ama genellikle uzun süre yerde kalmıyor. Üstelik Volos’a bu kadar yakın olduğunuz için dağda yaşarken şehirden de kopmuş hissetmiyorsunuz.
Tek dezavantajı, Pelion’un doğu tarafındaki o nefis Ege plajlarına ulaşmanın biraz daha uzun sürmesi. Ama bizim için Volos’a yakınlığının sağladığı kolaylık bu mesafeye değiyordu. Bir de sabahları o körfez manzarasına uyanınca insanın "iyi ki burayı seçmişiz" diyesi geliyor. :)
Portaria bizim için Pelion’da sadece yaşadığımız yerlerden biri değil, günlük hayatımızın içine en çok karışan köy oldu. İki yıl boyunca burada defalarca yedik, içtik, kahve molaları verdik; gelen misafirlerimizi de gönül rahatlığıyla sevdiğimiz yerlere götürdük. Aradan zaman geçip başka yerleri keşfetsek de Pelion’a her gelişimizde mutlaka uğradığımız adresler hâlâ var.
O yüzden lezzet yolculuğuna bizim için ayrı bir yeri olan Portaria’dan başlayalım.
Agora 1955 | Portaria – Πορταριά

Portaria’daki lezzet duraklarına başlamadan önce küçük bir not düşmek istiyorum. Pelion’da gastronomi denince son yıllarda öne çıkan isimlerden biri Karaiskos ailesi. Portaria’da birbirinden farklı konseptlerle hayat verdikleri Agora 1955, Aeriko Cafe Bar, Kritsa Gastronomy Hotel & Restaurant ve Karaiskos Farm, bölgenin yerel ürünlerini, geleneksel tariflerini ve modern yorumlarını bir araya getiriyor. Her biri kendi karakterine sahip olsa da ortak noktaları Pelion’un doğasına, üretimine ve mutfak kültürüne duydukları saygı.
Bu lezzet yolculuğundaki ilk durağımız köy merkezindeki Agora 1955.
Portaria’nın merkezinde yer alan Agora 1955, hem lezzetleri hem de atmosferiyle mutlaka uğranması gereken mekânlardan biri. İç ve dış dekorasyonu büyük bir zevkle hazırlanmış; geleneksel Pelion dokusunu modern bir yorumla birleştiriyor.
Kahvaltı, brunch ve öğle yemeği için harika bir seçenek. Omletleri, yerel börekleri, kahveleri ve tatlıları oldukça başarılı. Bana göre buranın imza lezzetlerinden biri ise kereviz, taze otlar ve baharatlarla hazırlanan el yapımı hortopita (χορτόπιτα). Pelion’un geleneksel otlu böreklerinden biri olan bu lezzeti mutlaka denemenizi öneririm.
Agora 1955 sadece bir kafe-restoran değil; aynı zamanda bölgenin yerel üreticilerini destekleyen küçük bir gastronomi noktası. Burada Karaiskos Farm’dan ve çevredeki üreticilerden gelen zeytinyağları, yerel şaraplar, reçeller, makarnalar, peynirler, tahin, organik kozmetik ürünler ve daha pek çok yerel ürünü satın alabilirsiniz. Ben tahin ve sabunlarının meftunuyum. :)
Pelion’da yerel tatları keşfetmek isteyenler için Agora 1955, sadece yemek yemek değil, bölgenin üretim kültürünü de deneyimlemek için güzel bir durak.
Aeriko Cafe Bar | Αερικό – Portaria

Aeriko Cafe Bar (Αερικό), Portaria ile Makrinitsa arasında, adeta manzaraya kurulmuş bir seyir noktası gibi. Bir yanınızda Makrinitsa’nın taş evleri, diğer yanınızda Volos ve Pagasitikos Körfezi’nin eşsiz manzarası…
Tepede beyaz kavak ağaçları, masanızda nefis bir milopita (μηλόπιτα) ve yanında şahane bir freddo espresso… Üstelik yazın hafifçe esen Pelion rüzgârı da bu deneyime eşlik ediyor.
Mekânın iç dekorasyonu da en az manzarası kadar etkileyici. Büyük pencereler doğrudan manzaraya açılıyor ve içeride otururken bile kendinizi doğanın bir parçası gibi hissediyorsunuz.
Aeriko bana göre sadece Pelion’un değil, şimdiye kadar gördüğüm en güzel kafelerden biri. Buraya geldiğinizde mutlaka milopitayı kremasıyla (με κρέμα) denemenizi öneririm. İlk bakışta yoğun görünebilen kreması aslında hiç ağır değil; aksine elmanın ferah aromasıyla birleşerek klasik bir elmalı tarttan çok daha özel ve dengeli bir lezzet ortaya çıkarıyor.
Pelion’un elma bahçeleriyle ünlü olduğunu düşünürsek, bu tatlıyı burada denemek yalnızca bir tatlı molası değil, bölgenin lezzet kültürünü deneyimlemek gibi.
Kritsa Gastronomy Hotel & Restaurant | Portaria – Πορταριά

Portaria’nın meydanında, büyük çınarların gölgesinde yer alan Kritsa, otel ve restoran olarak hizmet veriyor. Otelinde kalmadığım için konaklama kısmıyla ilgili bir şey söyleyemem ama restoranı için rahatlıkla söyleyebilirim: Kritsa, Portaria’da yemek için en sevdiğim adreslerden biri.
Burada mutfak Pelion’un yerel ürünleri ve geleneksel tarifleri üzerine kurulmuş. Yerel etler, mevsim sebzeleri, çevredeki bahçelerden gelen taze ürünler ve özellikle el açması geleneksel börekler mutfağın temelini oluşturuyor.
Belki de Kritsa’yı sevme nedenim tam olarak bu. Yemekleri gösteriş yapmadan güzel. Masaya gelen tabakta yöreyi, mevsimi ve ev mutfağını hissediyorsunuz.
Kritsa ile ilgili aklımda kalan en özel anılardan biri ise gastronomik bir keşiften çok, zor bir günde bize iyi gelen bir yemek.
Pandeminin sonlarına doğru COVID geçirdiğimiz bir dönemde Portaria’daydık. Kendimizi pek iyi hissetmiyorduk; Kritsa’dan paket yemek rica ettik. Bize etli, sulu, çorbayı andıran ama tam olarak çorba diyemeyeceğim bir yemek hazırladılar. O gün bize gerçekten ilaç gibi gelmişti.
Yıllar sonra o yemeğin adını hatırlamıyorum, hatta bugün menüye bakınca "Acaba ne yemiştik?" diye düşünüyorum. Ama tadını ve o günkü hissini hatırlıyorum.
Sanırım bazı restoranları özel yapan da tam olarak bu. Sadece güzel yemek yediğiniz yerler değil, hayatınızın güzel ya da zor bir anına eşlik eden yerler hafızada kalıyor.
Portaria meydanında, çınarların altında uzun bir öğle yemeği için Kritsa’yı listenize ekleyin. Burada acele etmeden, Pelion mutfağının tadını çıkararak yemek yemek gerekiyor.
Karaiskos Farm | Portaria – Πορταριά

Portaria’dan Zagora yönüne doğru çıkarken, köyün hemen dışında, ormanların arasında yer alan Karaiskos Farm’a biz Pelion’da yaşadığımız dönemde, henüz yeni açıldığı zamanlarda gitmiştik. O zamanlar daha küçük, sakin ve keşfedilmeyi bekleyen bir çiftlik gibiydi. Çok güzel etkinlikler düzenleniyor, çiftlikte vakit geçirmek ve yerel ürünleri tanımak keyifli bir deneyime dönüşüyordu.
Aradan geçen yıllarda Karaiskos Farm oldukça gelişmiş. Bugün burası yalnızca bir çiftlik değil; farm-to-table restoranı, konaklama imkânı, geleneksel Yunan mutfağı üzerine yemek dersleri, bahçe aktiviteleri, tadımlar ve çeşitli deneyimlerle çok daha kapsamlı bir gastronomi ve agroturizm deneyimi sunuyor. Mutfağın merkezinde ise hâlâ kendi bahçelerinde yetiştirdikleri mevsimlik sebze, meyve ve otlar var.
Biz Karaiskos’un henüz yolun başındaki hâlini gördük. Bugün geldiği noktaya bakınca, o zamanlar küçük bir çiftlik olarak gördüğümüz yerin nasıl böyle güzel bir deneyim alanına dönüştüğünü görmek ayrıca hoşuma gidiyor.
Portaria’dan çıkıp Zagora yoluna devam ederken doğanın içinde güzel bir mola vermek ve Pelion’un mutfağına biraz daha yakından bakmak isteyenler için çok güzel bir durak.
Souvlaki | Σουβλάκι – Portaria

Portaria’da güzel bir sokak lezzeti arıyorsanız burayı mutlaka not edin. Souvlakisi gerçekten nefis, gyros da var. Bir tavernada oturup masa kurmak istemiyor, hızlıca bir şeyler yiyip yola devam etmek istiyorsanız tam yeri.
Hatta bana göre Pelion’da pita içinde yediğim en lezzetli souvlaki burada. 🌯
Makrinitsa | Μακρινίτσα

"Pelion’un balkonu" olarak anılan Makrinitsa, taş evleri, tarihî meydanı ve Volos ile Pagasitikos Körfezi’ne uzanan eşsiz manzarasıyla Pelion’un en sevilen köylerinden biri. Köyün meydanındaki 1809 tarihli, dört bronz aslan başlı mermer çeşme ise Makrinitsa’nın en karakteristik noktalarından.
Kardamo | Κάρδαμο – Makrinitsa

Bu güzel köyde benim favori duraklarımdan biri Kardamo. Geleneksel taş bir yapının içinde yer alan restoranın hem sıcak iç dekorasyonu hem de manzaraya açılan şahane terası çok etkileyici.
Pelion mutfağını modern dokunuşlarla yorumlayan Kardamo’da özellikle ev yapımı makarnalar benim favorim oldu. Geleneksel lezzetleri, güzel atmosferi ve manzarasıyla Makrinitsa’da keyifli bir yemek için mutlaka akılda tutulması gereken adreslerden biri.
Kissos | Κισσός

Bu yazıyı size şu anda Kissos meydanında, çok sevdiğim To Scholearchio kafeden yazıyorum. Bir tarafımızda köyün tarihî kilisesi, üzerimizde kocaman bir çınar ağacı ve tam karşımızda bu meydana yıllardır kimlik kazandıran güzel kafe…
Pelion’un yemyeşil köylerinden Kissos, benim en sevdiğim duraklardan biri. Köyün kalbinde yer alan meydanı tam anlamıyla bir buluşma noktası. Meydana hâkim olan Agia Marina Kilisesi (Αγία Μαρίνα), ahşap işçiliği ve freskleriyle köyün tarihini hissettiren özel bir yapı.
Kilisenin hemen önünde ise Yunan bağımsızlık hareketinin önemli isimlerinden Rigas Feraios’un (Ρήγας Φεραίος) heykeli bulunuyor. Rigas Feraios, Osmanlı döneminin sonlarında yaşamış bir düşünür, yazar ve devrimciydi. Bir dönem Kissos’ta öğretmenlik yapmış olması da köyle olan bağını daha özel kılıyor.
To Scholearchio | Το Σχολαρχείο – Kissos

Bu tarihî atmosferin içindeki To Scholearchio (Το Σχολαρχείο), benim için Kissos’un ruhunu tamamlayan yerlerden biri.
Kafenin sahipleri çok sıcak ve tatlı insanlar. Gün içinde geleneksel bir köy kahvesi atmosferine sahip olan mekân, akşam saatlerinde bambaşka bir kimliğe bürünüyor. Güzel müzikler, içkiler ve meydanın akşam ışıklarıyla birlikte küçük ama çok keyifli bir bar havasına dönüşüyor.
Burada en sevdiğim şeylerden biri ellinikos kafes (ελληνικός καφές)… Bizim Türk kahvesi olarak bildiğimiz, onların ise Greek coffee dediği bu kahve cezvede hazırlanıp servis ediliyor. Single ya da double tercih edebiliyorsunuz. Yanında iki küçük lokumla, güzel bir sunumla gelmesi kahve keyfini daha da özel hâle getiriyor.
Bir de bu meydanın en tatlı sakininden bahsetmeden geçemem: Kafenin sahiplerinin köpeği Haris (Χάρης). Gün boyunca özgürce etrafta dolaşıyor; bazen meydana gelen misafirleri karşılıyor, bazen de kendi hâlinde köy hayatının bir parçası olarak etrafta geziyor. Kissos’un o rahat, samimi atmosferine çok yakışıyor.
5Φ – Ο Μάκης | Kissos

Kissos’ta en sevdiğim tavernalardan biri 5Φ – Ο Μάκης. 1939’dan beri aynı aile tarafından işletilen bu küçük taverna, geleneksel Pelion mutfağını bugün hâlâ kendi yaptıkları ürünlerle yaşatıyor.
Zaten kapısındaki tabelada her şeyi söylüyorlar: ev yapımı ekmekler, yerel etler, mevsim sebzeleri ve yıllardır değişmeden geleneksel yemekler. Her gün odun fırınında başka bir yemek pişiyor.
Kendi yaptıkları ekmekler de ayrıca nefis. Hatta salatayı, zeytin aromalı kendi ekmeklerinden yaptıkları yenilebilir bir kâsenin içinde getiriyorlar. Salata bitince kâseyi de parçalayıp yiyorsunuz. :)
Benim favorim ise προβατίνα στη λαδόκολλα; yani yağlı kâğıtta ağır ağır pişirilmiş koyun eti. İnanılmaz yumuşak ve çok lezzetli.
5Φ isminin de güzel bir hikâyesi var. Beş kelimenin baş harfi Φ (fi):
Φίλε – Φέρε – Φίλους – Φάγε – Φύγε
Dostum, arkadaşlarını getir, ye, git.
Bence bu isim tavernanın ruhuna da çok yakışıyor. Gösterişsiz, samimi; kendi yaptığı ekmeği, yerel eti, odun fırını ve yıllardır değişmeyen mutfağıyla tam bir Pelion tavernası.
Benim Kissos’taki favorim. ❤️
Synantisi | Συναντήσι – Kissos

Burası Kissos’ta sevdiğim ikinci taverna. Izgarada ısıttıkları ekmekleri zeytinyağı ve biraz kekikle birlikte nefis bir zeytin ezmesiyle servis ediyorlar; daha yemekler gelmeden gönlümü kazanıyorlar.
Burada ayrıca her gün değişen günün yemekleri var. Bizim yediğimiz yemeklerden biri de bölgeye özgü spetzofai (σπετζοφάι) oldu: Pelion’un meşhur domatesli, biberli ve genellikle köy sucuğuyla hazırlanan yemeği. Basit malzemelerle yapılan ama tam bir Yunan köy mutfağı lezzeti.
Synantisi’nin menüsünde mezeler ve klasik Yunan yemeklerinin yanı sıra günün yemeklerine de mutlaka bakmak gerekiyor. Özellikle ekmekleri için bile uğranır. :)
Anilio | Ανήλιο
Anilio (Ανήλιο), Doğu Pelion’un oldukça küçük ve sakin köylerinden biri. Agios Ioannis tarafına giderken, plaja inmeden önce rotanıza küçük bir değişiklik katmak isterseniz uğrayabileceğiniz güzel bir durak. Köyün yemyeşil bir meydanı ve meydanın hemen yanında tarihî Agios Athanasios Kilisesi (Άγιος Αθανάσιος) bulunuyor.
Souarè | Σουαρέ – Anilio

Meydandaki Souarè (Σουαρέ), günün erken saatlerinden gece geç saatlere kadar açık, gün boyu uğrayabileceğiniz tatlı bir mekân. Sabah kahvaltısı ya da brunch için, öğleden sonra kahve ve ev yapımı tatlı için, akşam da yemek için oturabilirsiniz. Biz yemeklerini de oldukça beğendik.
Anilio’nun özellikle ağustos ayında canlanan güzel bir tarafı da panayırlar. Köy meydanında kurulan panayırlarda insanlar birlikte dans ediyor, etler pişiyor; meydan tam anlamıyla şenleniyor. Denk gelirseniz küçük bir Pelion köyünün gerçek yaz akşamlarından birine tanık olmak için oldukça keyifli bir deneyim.
Tsagarada | Τσαγκαράδα

Tsagarada’yı Pelion’daki ilk yazımda kısaca anlatmıştım ama bu köy biraz daha uzun anlatılmayı hak ediyor. Pelion’un en büyük köylerinden biri; dört mahalleye yayılan yapısı, büyük ve küçük meydanları, eski taş evleri ve yemyeşil doğasıyla başlı başına keşfedilecek bir yer.
Biz son iki yıldır yazlarımızı burada geçiriyoruz. Bu yüzden Tsagarada artık bizim için sadece gezilecek bir köy değil; alışveriş yaptığımız, kahve içip uzun uzun oturduğumuz, sıcaklardan kaçıp serinliğine sığındığımız, günlük hayatın içine karıştığımız bir yer. Güzel bir marketi, birkaç keyifli kafesi ve yemek için farklı seçenekleri var.
Üstelik Pelion’un doğası ve deniziyle en çok bilinen iki plajı Mylopotamos (Μυλοπόταμος) ve Fakistra (Φακίστρα) da Tsagarada sınırları içinde.
Şimdi bizim burada sevdiğimiz yeme içme duraklarına bakalım.
Po-pizza Coffee Bar | Tsagarada – Τσαγκαράδα

Tsagarada’nın Agios Stefanos Meydanı’ndaki (Πλατεία Αγίου Στεφάνου) Po-pizza Coffee Bar, köyün güzel çınarlarının gölgesinde oturup Yunan mutfağına biraz ara vermek isteyenler için tam bir nefes alma noktası.
Tsagarada’dasınız; et, balık, mezeler derken biraz da "karbonhidrata doyalım, pizza yiyelim, makarna söyleyelim, yanına da bir kadeh beyaz şarap içelim" diyorsanız burası tam sizlik. Menüde pizzanın yanı sıra makarna, peinirli ve calzone da var. Pizzaları büyük, bol malzemeli ve doyurucu.
Mekânın atmosferi de en az yemekleri kadar güzel. Çınarların altında, meydanın sakinliği içinde ferah ferah oturuyorsunuz. Biliyorum, Pelion’daki neredeyse her mekânı anlatırken "çınarların altında, meydanda" diyorum ama ne yapayım; Pelion köyleri biraz da bu kocaman çınarların etrafında kurulmuş gibi. Po-pizza da bunun en keyifli örneklerinden biri.
Kısacası Tsagarada’da bir akşam Yunan tavernası yerine pizza ve makarna molası vermek isterseniz Po-pizza’yı gönül rahatlığıyla listenize ekleyin.
Agna Di | Αγνάντι – Tsagarada

Agna Di’nin adı bile kendisi için güzel bir ipucu: "güzel manzara" anlamına geliyor. İsmiyle müsemma; gerçekten de harika bir manzaraya sahip.
Köyün içindeki güzel çınarın gölgesinde otururken karşınızda masmavi Ege, açık havalarda ise uzakta Sporades adaları… Etrafınızda dolaşan kediler de bu manzaraya ayrı bir Pelion havası katıyor.
Burası bizim Tsagarada’da en sevdiğimiz kafelerden biri; sadece bir kahve içip kalkmak için değil, oturup biraz vakit geçirmek için de çok güzel. Kahvaltı ve öğle yemeği seçenekleri de var, tatlıları da oldukça güzel.
Bizim için Agna Di biraz da Tsagarada yazlarının rutinlerinden biri. Güzel manzara, çınarın serinliği, kahve ve etrafta dolaşan kediler… Daha ne olsun?
Aleka’s House | Tsagarada – Τσαγκαράδα

Aleka’s House aslında bir otel ama içinde güzel bir taverna ve çok keyifli bir kafe de var. Otelin bahçesinden geçip üst kata çıktığınızda karşınıza çok tatlı bir mekân çıkıyor. Hem balkonu hem de iç mekânı özenle dekore edilmiş; üstelik manzarası da oldukça güzel.
Kafenin içinde şömine de bulunuyor ve özellikle yağmurlu, serin Tsagarada günlerinde burada oturmak ayrı bir keyif.
Tavernasını henüz deneyimleme fırsatımız olmadı ama kafesine sık sık oturuyoruz. Kahveleri, küçük atıştırmalıkları ve özellikle portokalopita (πορτοκαλόπιτα) sevdiğimiz şeyler arasında. Yazın portokalopitayı dondurmayla servis etmeleri de ayrıca güzel.
Burası benim özellikle "Tsagarada yağmuru başladı, nereye oturalım?" diyeceğim yerlerden. Dışarıda yağmur yağarken içeride sıcacık, güzel dekore edilmiş bir mekânda kahvenizi içmek çok keyifli. Yazın ise balkonu ve Ege manzarasıyla bambaşka bir havası oluyor.
Platanus (Πλάτανος) – Tsagarada (Τσαγκαράδα)

Platanus, Tsagarada’nın Agia Paraskevi Meydanı’nda (Πλατεία Αγίας Παρασκευής), aynı adı taşıyan Agia Paraskevi Kilisesi’nin (Ιερός Ναός Αγίας Παρασκευής) hemen yakınında yer alıyor. Kafenin masaları, köyün simgesi hâline gelmiş yaklaşık bin yıllık dev çınarın (ο χιλιόχρονος πλάτανος) görkemli dallarının altına yayılıyor. Yunanistan’ın en yaşlı ve en büyük ağaçlarından biri kabul edilen bu kadim çınarın gölgesinde oturup yüzyıllar boyunca nelere tanıklık etmiş olabileceğini düşünmek insanda gerçekten tarifsiz duygular uyandırıyor. Ağacın yaşı ve konumu hakkında bilgi
Kafede kahveden soğuk içeceklere, tatlılardan çeşitli atıştırmalıklara kadar pek çok seçenek var. Fakat burayı özel kılan, menüsünden çok bulunduğu yer ve o eşsiz atmosfer. Tsagarada’ya kadar gelip bu bilge ağacın gölgesinde soluklanmadan, bir şeyler içmeden dönmek olmaz.
Paradisos | Παράδεισος – Tsagarada

Tsagarada’da sık sık uğradığımız yerlerden biri de Paradisos (Παράδεισος). Otel olarak da hizmet veren, aile işletmesi bir taverna burası. Geniş, yemyeşil bahçesinde büyük çınar ağaçlarının altında oturmak oldukça keyifli.
Menüsünde Pelion’a özgü pek çok lezzet bulabilirsiniz: spetzofai (σπετζοφάι), tyropsomo (τυρόψωμο), boubari (μπουμπάρι) ve tabii ki bölgenin geleneksel içkisi tsipouro (τσίπουρο). Anasonlu ve anasonsuz çeşitleri bulunan tsipouro, özellikle mezeler ve yerel yemekler eşliğinde içiliyor.
Bizim burada dikkatimizden kaçmayan tek şey arılardı. Nedense ne zaman bahçede otursak masamızın etrafında mutlaka birkaç arı oluyordu. Bize mi denk geldi bilmiyorum ama çalışanlar masaya kahve koyup yakıyor, dumanla arıları uzaklaştırıyordu. Büyük bir sorun değil ama gitmeden önce bilmekte fayda var. :)
Skala Bar | Tsagarada – Τσαγκαράδα

Tsagarada’nın güzel meydanlarından Agioi Taxiarches’e (Άγιοι Ταξιάρχες) yürürken gözünüzü yolun sağ tarafına çevirin. Taş merdivenleri çıkınca kendinizi bir anda ortancalar, begonviller ve çiçeklerle çevrili saklı bir bahçede buluyorsunuz. İşte burası Skala Bar.
Buranın ruhunu asıl yaratan ise sahibi Komninos. Selanik’ten dönüp dedesinin evini bir bahçe bara dönüştürmüş; misafirlerle tek tek ilgilenen, müziği özenle seçen ve herkese kendini müdavim gibi hissettiren o sıcak atmosfer biraz da ondan geliyor.
Akşam yemeğinden sonra Pelion gecesini biraz daha uzatmak isterseniz iyi bir kokteyl ve keyifli müzik için rotanızı Skala’ya çevirin. Bizce Tsagarada’da gecenin en güzel adreslerinden biri.
To Kalyvi | Το Καλύβι – Tsagarada

Burası bizim Tsagarada’daki en sevdiğimiz taverna.
Köyün küçük meydanlarından Agioi Taxiarches’in (Άγιοι Ταξιάρχες) hemen üst tarafında yer alıyor. Meydana vardığınızda kocaman çınarların altında Agioi Taxiarches Kilisesi ve eski taş çeşme karşılıyor sizi. Meydanın içinde de Agnanti (Αγνάντι) var; meydan atmosferinde oturup yemek yemek gerçekten çok cazip. Ama ne yalan söyleyeyim, Agnanti bu kadar güzel bir yerde olmasına rağmen biz yine de Kalyvi’yi tercih ediyoruz.
Kalyvi’nin çok güzel bir bahçesi var, manzarası da cabası. Burada yediğimiz hiçbir şeyden pişman olmadık.
Kabak çiçeği dolmasını kolokythoanthoi (κολοκυθανθοί) soslu ve etli yapıyorlar; oldukça lezzetli ama ben sossuz hâlini daha çok seviyorum. Şarapla marine ettikleri horoz ve güveçte yaptıkları kuzu eti ise gerçekten şahane. Kalyvi salatası da favorilerimizden.
Menüde Pelion mutfağından başka pek çok geleneksel yemek, ev yapımı börekler, peynirler ve mevsim sebzeleri de bulabilirsiniz.
Kalyvi (καλύβι) Yunancada kulübe, kır evi ya da küçük barınak anlamına geliyor. İsmi de bahçenin ve doğanın içindeki bu güzel mekâna çok yakışıyor.
Bizim için To Kalyvi, Tsagarada’da "güzel bir meydanda yemek yiyelim"den çok daha fazlası. Buraya birkaç kez gelip her seferinde aynı şeyi düşündük: Kalyvi varken başka yere gitmek pek kolay değil.
Itamos | Ίταμος – Tsagarada
Itamos (Ίταμος), Tsagarada’nın merkezinden biraz yukarıda, Agioi Taxiarches bölgesinde yer alıyor. Mekânın arka tarafında hoş bir bahçesi ve güzel bir manzarası var. Özellikle bahçede oturup yemek yemek oldukça keyifli.
Biz burada pancar püresiyle fırında kuzu incik, αρνίσιο κότσι με πουρέ παντζαριού, yedik ve çok beğendik. Menüde geleneksel Yunan yemeklerinin yanında et yemekleri, salatalar ve çeşitli ev yapımı seçenekler de bulunuyor.
Tsagarada’da birkaç gün kalacaksanız, farklı bir yerde yemek yemek ve güzel manzaraya karşı uzun bir akşam geçirmek için tercih edebileceğiniz hoş bir taverna. Bizim için "mutlaka gidin" kategorisinde değil ama köyde biraz daha uzun kalıyorsanız listenize eklemeye değer.
Dipnosofistis | Δειπνοσοφιστής – Tsagarada

Dipnosofistis (Δειπνοσοφιστής), Tsagarada’dan Mylopotamos Plajı’na inen eski yol üzerinde, ağaçların ve yemyeşil bir bahçenin içinde, oldukça sakin bir yerde.
Çok şık ve özenli dekore edilmiş; daha ilk bakışta klasik bir tavernadan biraz farklı olduğu anlaşılıyor. 1992’den beri hizmet veren mekân, yerel mutfağı Akdeniz mutfağıyla daha yaratıcı ve modern bir anlayışla buluşturuyor.
Biz burada yemek yemedik; Mylopotamos’a inmeden önce kahve ve tatlı için kısa bir mola verdik. Ama menüye göz atınca buranın Tsagarada’daki diğer tavernalardan biraz daha üst segment ve dolayısıyla daha pahalı bir seçenek olduğu anlaşılıyor. Trüflü risotto, deniz ürünlü makarna, farklı et yemekleri, yerel otlarla hazırlanan salatalar gibi klasik tavernalardan ayrılan seçenekleri var.
Deipnosophistis (δειπνοσοφιστής) kelimesi de çok güzel: Yunancada kabaca "sofra bilgini" ya da "yemek konusunda bilge kişi" anlamına geliyor. Mekânın gastronomi anlayışına oldukça yakışan bir isim.
Bizim içinse Mylopotamos yolunda ağaçların arasında güzel bir kahve ve tatlı molası vermek için çok keyifli bir durak oldu. Yemek için farklı ve biraz daha gastronomik bir deneyim arıyorsanız değerlendirilebilir.
Mylopotamos | Μυλοπόταμος
Αναψυκτήριο Κωνσταντίνος Νόταρ | Mylopotamos

Mylopotamos Plajı’nın içindeki tek işletme burası. Küçük, salaş ve tam da plajda ihtiyacınız olacak şeyleri bulabileceğiniz bir kafe. Şezlong hizmeti de var; havlunuzu kuma serip oturmak istemiyorsanız buradan şezlong kiralayabilirsiniz. Susadığınızda, acıktığınızda ya da denize karşı bir şeyler içmek istediğinizde uğrayabilirsiniz.
Ama buranın asıl sürprizi sahibi Konstantinos. İstanbul Rum’u, eski Fener’li ve şahane Türkçe konuşuyor. 😊 Mylopotamos’un o göz kamaştırıcı doğasının içinde kendinizi sanki bir dostunuzun mekânına uğramış gibi hissetmenizi sağlayan insanlardan.
Mylopotamos’a kadar inmişken Kosta’ya mutlaka uğrayın, bizden de selam söyleyin. 🇬🇷🤍
Angelika Fish Tavern | Αγγέλικα – Mylopotamos

Angelika Fish Tavern (Αγγέλικα), Mylopotamos Plajı’na inerken arabayı park ettiğimiz otoparkın hemen yanında. Denize tepeden bakan konumu nedeniyle manzarası zaten başlı başına şahane.
Bence burası tam da denizden çıktıktan sonra yukarı çıkıp, Mylopotamos’a karşı oturarak güzel bir balık yemek için ideal.
Çalışanları da çok tatlı ve ilgiliydi. Balık ve deniz ürünleri ağırlıklı menüden biz garsonun önerdiği günün balığını seçtik. Ama benim özellikle aklımda kalan iki yemek vardı: Μελιτζάνα ψητή σπέσιαλ (melitzana psiti spesial), fırında feta peynirli patlıcan ve Καλαμάρια γεμιστά με κεφαλοτύρι στα κάρβουνα (kalamaria gemista me kefalotyri sta karvouna), kömür ateşinde kefalotiri peynirli kalamar dolması.
İkisi de tek kelimeyle nefisti; özellikle peynirle doldurulmuş kalamar gerçekten çok başarılıydı.
Mylopotamos’ta denize girdiyseniz plajdan çıkınca fazla uzağa gitmeden, manzaraya karşı güzel bir balık sofrası için Angelika’yı aklınızda tutun.
Agios Ioannis | Άγιος Ιωάννης
Pelion’un doğu tarafında, Ege Denizi’ne bakan yamaçlarında yer alan Agios Ioannis (Άγιος Ιωάννης), Pelion’un en sevilen sahil kasabalarından biri. Uzun plajının hemen arkasında yol, yolun ardında ise masmavi deniz uzanıyor. Kafe ve balık tavernalarından otel, fırın, market, dondurmacı ve hediyelik eşya dükkânlarına kadar yaz tatilinde ihtiyaç duyabileceğiniz pek çok şeyi burada bulabilirsiniz.
Agios Ioannis’in atmosferi özellikle akşamları çok keyifli. Hava serinleyince ışıklar yanıyor, çocuklar ellerinde dondurmalarıyla dolaşıyor, denizde hâlâ birkaç kişi yüzüyor. Küçücük, şirin ve canlı bir sahil kasabası.
Özellikle çocuklu ve deniz seven aileler için çok uygun. Üstelik Pelion’un en güzel taraflarından biri burada da kendini gösteriyor: Gündüz denizin tadını çıkarıp akşam serinlemek için birkaç kilometre yukarıdaki dağ köylerine çıkabilirsiniz.
Agios Ioannis’in devamında Papa Nero (Παπά Νερό) Plajı var. Agios Ioannis’e göre biraz daha sakin olan bu uzun kumsal, deniz için güzel bir alternatif.
Şimdi gelelim yeme içme mekânlarına…
Paralos – The Bar Experience | Agios Ioannis

Bence burası Agios Ioannis’in gizli cenneti. 🌿
Biraz ileride deniz, tepede güneş; sıcaktan bunalmış hâlde yürürken birkaç adım sonra bu kafeye geliyorsunuz ve bir anda "Ben cennete mi geldim?" diyorsunuz.
Kocaman çınar ağaçlarının altında, usul usul akan buz gibi kaynak suyunun sesi ve her yanı saran tatlı bir serinlik… Denize yalnızca birkaç adım mesafede ama sanki bambaşka bir dünyadasınız.
Renkli masaları, güzel tatlıları ve keyifli atmosferiyle benim Agios Ioannis’te en sevdiğim yerlerden biri. Akşamları ise tatlı bir bara dönüşüyor; bir Spritz söyleyip serinliğin ve ortamın tadını çıkarabilirsiniz.
Agios Ioannis’in sıcağından kaçıp biraz soluklanmak için bundan daha güzel bir yer düşünemiyorum. 🌿
O Christos | Ο Χρήστος – Agios Ioannis

Yine bir aile işletmesi. Küçük bir balıkçı olan O Christos (Ο Χρήστος), benim ortamına, sadeliğine ve tabii ki manzarasına bayıldığım yerlerden. Izgara sardalyaları ve kalamarları da çok güzel.
Öğlen açık; akşamları ise genellikle 19.00 gibi yeniden açılıyor. Ama benim burayı sevmemin asıl nedenlerinden biri şu: Yıllardır ne zaman gitsem aynı insanları, aynı menüyü ve aynı sade atmosferi buluyorum.
Hiç değişmemiş olması bana nedense çok iyi geliyor. Bazı yerlerin tam da böyle kalmasını istiyor insan.
Ivas Ovelistirio | Ίβας Οβελιστήριο – Agios Ioannis

Agios Ioannis’in tam bir "ye, iç, çık" mekânı. Buraya kadar gelmişken bir souvlaki yemeden dönmeyin derim. 😊
Önce küçük bir Yunanca sözlük notu: souvlaki (σουβλάκι) şişte pişirilen küçük et parçalarıdır; tavuk ya da domuz etinden yapılabilir. Gyros (γύρος) ise bizim dönerin Yunanistan’daki karşılığı; o da tavuk veya domuz etinden hazırlanır. İkisi de pita içinde ya da tabakta servis edilebiliyor.
Benim tercihim her zaman souvlakiden yana. Özellikle burada tavuk souvlaki gerçekten nefis. Etin yanında domates, soğan, patates kızartması ve cacikiyle servis ediliyor. Bence lezzeti de tam olarak bu malzemelerin bir araya gelmesinden geliyor.
Küçük bir sipariş tüyosu: Etinizi ve ekmeğinizi söyledikten sonra «απ’ όλα» (ap’ ola) derseniz "hepsinden" demiş oluyorsunuz ve saydığım malzemelerin tamamını içine koyuyorlar. Benden size sipariş tavsiyesi. 😋
Kısacası Agios Ioannis’te denizden çıkıp çok düşünmeden güzel bir souvlaki yiyip yolunuza devam etmek istiyorsanız Ίβας Οβελιστήριο tam o yer.
Zagora | Ζαγορά
Pelion’un kuzeydoğu yamaçlarında, denizden yukarıda kurulmuş Zagora (Ζαγορά), bölgenin en büyük ve en hareketli köylerinden biri. Dört ayrı mahalleden oluşuyor ve okulundan postanesine, polis karakolundan Sağlık Merkezi’ne kadar pek çok hizmet burada toplandığı için Doğu Pelion’un merkezi sayılıyor.
Diğer Pelion köylerinden biraz daha "yaşayan" ve yerel bir havası var.
Zagora’nın bir de çok meşhur elması var: Zagorin. 🍎 1916’da kurulan tarım kooperatifi sayesinde Zagora, Yunanistan’ın önemli elma üretim merkezlerinden biri olmuş. Bu yüzden köyde elma bahçelerini ve kooperatifin izlerini sık sık görüyorsunuz.
Denize inmek isterseniz yaklaşık 7–8 kilometre aşağıdaki Horefto’ya (Χορευτό) ulaşabilirsiniz.
Stou Psilou | Στου Ψηλού – Zagora

Zagora’nın Agios Georgios Meydanı’nın (Πλατεία Αγίου Γεωργίου) hemen üst kısmında, meydanın taş döşeli sokaklarına yayılan masalarıyla Stou Psilou (Στου Ψηλού), köyün sevilen tavernalarından biri. Daha çok ızgara etleriyle tanınıyor; bazı akşamlar canlı müzik de oluyor.
Biz Almanya’dan misafirimiz olan vejetaryen arkadaşımızla gittiğimiz için et yemeklerini hiç denemedik ama söylediğimiz bütün mezeler gerçekten çok lezzetliydi.
Özellikle fırında patlıcan; sarımsak, peynir, fesleğen ve yumurtayla hazırlanan mezeye bayıldık. Hâlâ aklımda! Giderseniz menüde varsa mutlaka deneyin.
Radiofona The Music Bistrot | Ραδιόφωνο – Zagora

Zagora’nın Agios Georgios Meydanı’nda birkaç kafe yan yana; ama biz her gittiğimizde soluğu burada alıyoruz.
Çınarların altında, meydanın tam kalbinde yer alan bu tatlı café-bistrotun kahvesi, tatlıları ve krepleri gerçekten güzel. Gün içinde kahve ve tatlı molası için ideal; akşamları ise bar havasına bürünüyor, kokteyller ve zaman zaman canlı müzikle meydanın daha hareketli mekânlarından biri oluyor.
Garsonları da ayrıca çok tatlı ve ilgili.
Kısacası Zagora’ya yolunuz düşerse meydanda bir kahve molası için bizim favorimiz burası.
Pouri | Πουρί

Zagora’dan sonra yolunuza devam ettiğinizde karşınıza çıkan Pouri (Πουρί), Pelion’un daha az bilinen, biraz da yolunun üzerinde olmadığı için pek çok kişinin uğramadan geçtiği köylerinden biri. Oysa bence özellikle meydanı için mutlaka uğramaya değer.
Biz Pouri’nin özellikle meydanını çok seviyoruz. Meydana ulaşmak için biraz yokuş çıkmanız gerekiyor ama gözünüz korkmasın; öyle uzun ya da çıkılamayacak bir yokuş değil. Sonunda karşınıza çıkan manzara bütün o yokuşa değiyor.
Meydan aslında tek bir düzlük değil; üç farklı seviyede, teras gibi aşağıdan yukarıya yükselen üç bölümden oluşuyor. İlk seviyede tavernalar ve kafeler var. Biraz yukarı çıktığınızda kocaman ağaçların gölgesinde oturabileceğiniz ikinci bölüme geliyorsunuz. En üst seviyede ise köyün kilisesi yer alıyor.
Ve asıl güzellik burada başlıyor: Meydan adeta Ege Denizi’ne açılan kocaman bir balkon. Karşınızda uzanan deniz, aşağıda görünen Horefto, yemyeşil Pelion yamaçları ve hava açık olduğunda ufukta Halkidiki’ye kadar uzanan manzara gerçekten nefes kesici.
Burası özellikle akşamüstü, güneş yavaş yavaş inerken ve aşağıdaki ışıklar görünmeye başladığında çok daha güzel oluyor.
Meydanın en sevdiğim taraflarından biri de gösterişli olmaya çalışmaması. Kocaman, yaşlı ağaçların gölgesinde oturup bir kahve ya da bir şeyler içiyorsunuz; bir yanda köyün taş evleri, diğer yanda uçsuz bucaksız Ege manzarası…
Her şey çok sakin ve çok Pelion.
Pouri’nin bu meydanı boşuna "Ege’nin Balkonu" olarak anılmıyor. Bence Pelion’da "çok ünlü olduğu için" değil, tam tersine henüz herkes keşfetmediği için gidilmesi gereken yerlerden biri.
To Polydroso | Το Πολύδροσο – Pouri

Pouri’nin o şahane meydanında, kocaman ağaçların gölgesinde ve karşınızda uzanan muhteşem Ege manzarası eşliğinde yemek yemek isterseniz To Polydroso (Το Πολύδροσο) tam da aradığınız yer.
Burası meydanın en güzel köşelerinden birinde; doğa, manzara ve köyün sakinliği yemeğe resmen eşlik ediyor. Mekân da yerel yemeklere ve Pelion mutfağına verdiği önemle öne çıkıyor.
Dışarıdaki yemyeşil ve ferah atmosferin yanında içerisi de küçücük ama çok şirin. Özenli ve sıcak dekorasyonu sayesinde insanın içeri girince hemen oturası geliyor.
Biz burada yediğimiz her şeyden, içtiğimiz her içecekten çok memnun kaldık. Özellikle menüde yerel ev yemekleri öne çıkıyor; kakaras kokkinistos (κακαράς κοκκινιστός) da bunlardan biri.
Ama açıkçası To Polydroso’yu sadece yemek için değil, Pouri meydanının o güzel atmosferini yaşamak için de seviyoruz. Bir yanda kocaman ağaçlar, diğer yanda Ege’nin mavisi… Böyle bir manzaraya karşı uzun uzun oturup yemeğinizi, şarabınızı ya da kahvenizi keyifle içmelik bir yer.
Pouri’ye kadar gelmişken burada bir yemek molası vermeden dönmeyin.
Damouchari | Νταμούχαρη
Pelion’da deniz gerçekten çok güzel ama burada plaj seçmek bazen başlı başına bir mesele. Kimi plaja ulaşmak için biraz yürümek, merdiven inmek ya da yokuş çıkmak gerekiyor; kimi günlerde ise rüzgârın yönüne bakıp "Bugün hangi koy daha sakin?" diye karar vermek gerekiyor.
İşte böyle günlerde Damouchari (Νταμούχαρη) iyi seçeneklerden biri.
Damouchari, Mouresi (Μούρεσι) köyü sınırları içinde yer alan, Pelion’un doğu kıyısındaki küçük ve çok karakterli sahil yerleşimlerinden biri. Buranın en güzel özelliklerinden biri yüzyıllardır kullanılan doğal limanı. İki küçük koyun arasındaki bu liman, özellikle rüzgârlı havalarda denizin diğer sahillere göre daha sakin olabildiği korunaklı bir alan oluşturuyor.
Denize girmek için illa plaja gitmeniz de gerekmiyor; limanın içinde ya da hemen ilerideki küçük koyda suya girebilirsiniz.
Ama Damouchari’yi asıl özel yapan şey bence limanın görüntüsü. Kayalıkların arasına sıkışmış masmavi deniz, küçük tekneler, taş evler ve yemyeşil Pelion yamaçları… Kelimenin tam anlamıyla şiir gibi bir manzara.
Sahil boyunca birkaç küçük otel, kafe ve restoran da bulunuyor. Yani burası öyle büyük, kalabalık bir sahil kasabası değil; daha çok birkaç günlüğüne ortadan kaybolmalık, sakin ve güzel bir yer.
Victoria’s Cafe Boutique | Damouchari

Bizim Damouchari’deki asıl favorimiz kesinlikle Victoria’s Cafe Boutique.
Mekân zaten başlı başına çok güzel ama burayı bizim için özel yapan insanlar. İşletmecilerden biri Türkiye’den gelen Fevziye. Onun sıcak ev sahipliği, oğlu Ege’nin tatlılığı ve eşi Theodor’un yakınlığı birleşince insan kendini müşteri gibi değil, arkadaşının evine gelmiş gibi hissediyor.
Bir de burada demlenmiş çay bulunca bizim için olay tamamen bitti! 😂 Pelion’da günlerdir kahve, frappe, freddo derken önümüze güzel bir demlik çay gelince denizi falan unuttuk.
Uzun uzun oturup sohbet etmek, manzarayı seyretmek ve Fevziye’yle tanışmak için bile Damouchari’ye gelinir.
Üstelik aynı işletmeye ait Germonos da burada konaklama için bir seçenek. "Pelion’da dağın denize bakan tarafında, sahile yakın ama doğanın içinde bir yerde kalalım" diyorsanız burayı gerçekten çok tavsiye ederiz.
Kısacası Damouchari’ye yolunuz düşerse Victoria’s Cafe Boutique’e mutlaka uğrayın. Fevziye’yi bulun, bizden de selam söyleyin. ❤️
Bizim için Damouchari’nin en güzel hatıralarından biri kesinlikle burası oldu.
Barba Stergios | Μπάρμπα Στέργιος – Damouchari

Damouchari’nin o küçücük, kartpostal güzelliğindeki eski limanında, denizin hemen kıyısında yer alan Barba Stergios (Μπάρμπα Στέργιος) tam anlamıyla bir balık tavernası.
Masaya oturduğunuz anda önünüzde Damouchari’nin kayalıkları, küçücük limanı ve Ege var. Manzarası gerçekten şahane; çalışanlar da son derece ilgili ve güler yüzlü.
Ben deniz ürünlerine çok düşkün biri değilim ama burada yediğimiz midye saganaki (μύδια σαγανάκι) fikrimi değiştirecek kadar güzeldi. Domatesli sosun içinde pişen midyeler öyle lezzetliydi ki tabağın sosunu ekmekle sıyırmadan bırakmak mümkün değildi. Benim için buranın kesinlikle denenmesi gereken yemeklerinden biri.
Ardından deniz levreği (λαβράκι) söyledik. Balık son derece taze, sade ve çok lezzetliydi. Yanına da maruli salata (μαρουλοσαλάτα) aldık; marul ve taze otlarla yapılan bu ferah salata balığın yanına çok yakıştı. Bir de beyaz şarap (λευκό κρασί) söyleyince masa tamamlandı.
Kısacası yediğimiz, içtiğimiz her şeyden çok memnun kaldık. Midemiz güzel lezzetlerle, gözümüz de Damouchari’nin o nefis manzarasıyla doydu.
Pelion’da güzel bir balık sofrası kurmak isterseniz Barba Stergios’u gönül rahatlığıyla listenize ekleyebilirsiniz.
Lafkos | Λαύκος

Lafkos’u (Λαύκος) 2020’deki Pelion yazımda anlatmış, o zaman gittiğimiz tavernalardan birini de yazmıştım. Bu yıl yeniden Pelion’a gelince Lafkos’a da tekrar gitmek istedik; belli ki özlemişiz.
Ben bu köyün özellikle meydanını ve sakin, ağırbaşlı atmosferini çok seviyorum.
Şimdiye kadar bu yazıda anlattığım köy ve tavernaların büyük bölümü Pelion’un Ege Denizi’ne bakan doğu tarafındaydı. Lafkos ise yarımadanın diğer tarafında, Pagasitikos Körfezi’ne bakan Güney Pelion’da, denizden yaklaşık 300 metre yüksekte yer alıyor.
Köyün kalbi yaşlı çınarların gölgelediği, taş döşeli güzel meydanı. Çevresindeki kafeler ve tavernalarla insanın oturup uzun uzun vakit geçirmek istediği yerlerden biri.
Ki Opou To Pei | Κι Όπου το Πει – Lafkos

Bu kez meydandaki Κι Όπου το Πει’ye oturduk.
Aslında çok aç değildik; zaten öğle yemeği yeme alışkanlığımız pek yok. Ama menüyü görünce merakımıza yenildik. Çünkü klasik Pelion tavernalarında görmeye alıştığımız yemeklerden farklı, yerel malzemeleri daha modern dokunuşlarla bir araya getiren bir menüsü vardı.
İncir, Antep fıstığı ve balla servis edilen fırınlanmış feta; ayva reçelli Pelion peyniri, ev yapımı ot pestolu patlıcan saganaki gibi tabakları görünce "birkaç şey deneyelim" dedik.
Biz kinoalı salata, marine domates, fesleğen pestosu ve manouri peyniriyle hazırlanan bruschetta ve restoranın kendi özel salatasını söyledik.
Üç tabak da harikaydı.
Lafkos’a yolunuz düşerse ve klasik Pelion tavernalarından biraz farklı bir şeyler denemek isterseniz Κι Όπου το Πει aklınızda olsun. Biz bu kez sadece birkaç hafif tabak deneyebildik ama menüde gözümüzün kaldığı çok şey oldu.
Lafkos’u yeniden görmek zaten çok güzeldi; sevdiğimiz o meydanda böyle güzel bir yemekle karşılaşınca da "İyi ki tekrar gelmişiz," dedik.
Son Söz
Pelion’un lezzetlerini elimden geldiğince anlatmaya çalıştım; ancak dağın taverna ve kafeleri elbette burada yazdıklarımla sınırlı değil. Gidip de yazıya eklemeyi unuttuğum yerler olduğuna da eminim. Bu, Pelion üzerine ikinci yazımdı; belli ki üçüncüsü de gelecek. Çünkü bu dağın her köşesi ayrı bir hazine ve Pelion’da keşfedilecek yerlerin sonu yok gibi.







































