Güney İtalya (Puglia Bölgesi)
Kendi aracınızla İtalya'ya gitmek kolay mı?
Kısa cevap: Evet.
Türkiye'den yola çıkıp Yunanistan üzerinden Igoumenitsa Limanı'na ulaştıktan sonra feribotla Brindisi ya da Bari'ye geçebilir, ardından Puglia'yı kendi aracınızla dilediğiniz gibi gezebilirsiniz. Biz de tam olarak bunu yaptık. Biz bu geziyi yaptığımız dönemde Selanik’te yaşıyorduk, yani biz yola Selanik’ten çıktık.
Açtık haritayı önümüze, Puglia'da görmek istediğimiz kasabaları tek tek işaretledik ve atladık arabaya. - Burada yazar aslında "karavana" demek isterdi. Bir gün o da olur, umarım. 😊
Güney İtalya'yı karış karış gezmek için yola çıktık.
Puglia'da görülecek o kadar çok güzel kasaba var ki... Biz rotamızı hazırlarken görmek istediğimiz yerleri tek tek işaretledik. Yolculuğumuz boyunca Lecce, Alberobello, Bari, Locorotondo, Cisternino ve Ostuni'yi gezdik. Bir de Puglia'nın hemen yanı başındaki Basilicata Bölgesi'nde yer alan, uzun zamandır görmek istediğimiz Matera'yı rotamıza ekledik.
Küçük bir not: Bu yolculuğu Ekim 2023'te yaptık. Aslında Puglia denince çoğu kişinin aklına masmavi koylar ve plajlar geliyor. Biz ise bilinçli olarak deniz sezonunun sonunu tercih ettik. Amacımız denize girmekten çok kasabaları keşfetmek, uzun uzun sokaklarda dolaşmak, iyi restoranlarda oturmak ve bunları yaparken yaz sıcağında erimemekti.
İyi ki de öyle yapmışız.
Ekim ayında hava hâlâ oldukça keyifliydi. Gündüzleri ince bir kıyafetle rahatça gezebiliyor, akşamları ise hafif bir ceketle sokakların tadını çıkarabiliyorduk. Ne bunaltıcı sıcak vardı ne de yaz kalabalığı.
Bir de küçük bir itiraf... Bu geziyi yaptıktan sonra "Puglia yazısını en kısa zamanda yazarım." diye düşünmüştüm. Aradan neredeyse üç yıl geçti. 😊 Demek ki bazı yolculukların demlenmeye ihtiyacı oluyormuş. Şimdi dönüp fotoğraflara bakınca aynı heyecanı yeniden yaşadım ve sonunda bu yazıyı tamamlayabildim.
Şimdiii… Lecce'ye geçmeden önce feribot yolculuğumuzla ilgili birkaç şey paylaşmak istiyorum.
– Sevgili okur, şayet Türkiye'den uçağa atlayıp bölgeye geldiysen aşağıdaki bölüm sana biraz gereksiz detaylı gelebilir. Hiç vicdan azabı çekmeden Lecce başlığına atlayabilirsin. Bu kıyağımı da unutma. 🙂

Yunanistan'dan İtalya'ya feribot yolculuğu
İtalya'ya kendi aracınızla gidip uzun bir rota yapmayı planlıyorsanız en pratik seçeneklerden biri Yunanistan üzerinden geçiyor. Yunanistan'ın kuzeyindeki Igoumenitsa Limanı'ndan Brindisi, Bari, Ancona ve Venedik'e düzenli feribot seferleri var. Biz Igoumenitsa'dan Brindisi'ye geçtik. Yolculuğun büyük kısmını uyuyarak geçirmek istediğimiz için de gece seferini tercih ettik.
Özellikle yaz aylarında seyahat edecekseniz feribot biletinizi mümkün olduğunca erken almanızı tavsiye ederim. Yüksek sezonda hem fiyatlar artıyor hem de yer bulmak zorlaşabiliyor. Biz biletimizi Grimaldi Lines'tan aldık. Ücretler tarihe göre değişiyor; ayrıca araç ve yolcular için ayrı ayrı ödeme yapılıyor. Mümkünse yataklı kabin tercih edin. Birkaç saatlik koltuk yolculuğuyla kıyaslanınca konfor farkı gerçekten hissediliyor.
Kabinde tuvalet ve duş vardı. Yataklar ranzaydı; rahattı ama açıkçası temizlik konusunda çok başarılı değildi. Daha önce Minoan Lines ile Girit'e giderken yine kabinli yolculuk yapmış ve hem organizasyondan hem de kabinden çok memnun kalmıştık. Bizim deneyimimize göre feribot konforu biraz şirketin standartlarına, biraz da şansınıza bağlı. O yüzden internette ilk karşınıza çıkan bileti almak yerine birkaç şirketi karşılaştırmanızı öneririm. 🙂
Feribotun kalkış saatinden en az iki saat önce limanda olmanızda fayda var. Araçların sırayla alınması, yönlendirilmesi ve park edilmesi derken süreç düşündüğünüzden uzun sürebiliyor.
Feribota çıktıktan sonra ise içerisi tam anlamıyla küçük bir keşmekeşti. Biz resepsiyonu ya da bilgi alabileceğimiz bir görevliyi bulmakta epey zorlandık. Kabinimizi de biraz kendi çabamızla keşfettik.
Bir de küçük ama önemli bir not daha: Yanınıza mutlaka sizi sıcak tutacak bir üst alın. Klimalar gerçekten fazla çalışıyor. Ayrıca aracınızı feribota park ettikten sonra yolculuk boyunca tekrar erişemiyorsunuz. Yani "Ay, montumu arabada unutmuşum." deyip geri dönme şansınız yok. O yüzden telefon şarjı, ilaçlar, mont, atıştırmalık... Yol boyunca ihtiyaç duyabileceğiniz her şeyi yanınıza aldığınızdan emin olun. 🙂
Puglia'da Araçla Gezecekler İçin Küçük Notlar
Puglia'yı kendi aracınızla gezmek bence en güzel seçeneklerden biri. Çünkü en güzel kasabalar arasında mesafeler çok uzak değil ve istediğiniz yerde durup keşfetme özgürlüğünüz oluyor. Ama İtalya'da araç kullanırken dikkat edilmesi gereken birkaç küçük detay var.
Öncelikle park konusu... İtalya'da yol kenarındaki çizgilerin rengine dikkat etmek gerekiyor:
Mavi çizgiler genellikle ücretli park alanlarıdır. Parkmetrelerden, bazı yerlerde mobil uygulamalardan ya da yakındaki tabaccheria'lardan (tütüncü) bilet alabilirsiniz. Aldığınız bileti aracınızın ön camına iliştirmeyi unutmayın. tedbiren fotoğrafını da çekin sizde dursun.
Beyaz çizgiler çoğunlukla ücretsiz park alanlarıdır ama yine de tabelaları kontrol etmekte fayda var.
Sarı çizgiler ise genellikle özel kullanım alanlarıdır; park etmemenizi öneririm.
Bizim için en önemli konu ise ZTL (Zona a Traffico Limitato) oldu. İtalya'da özellikle tarihi merkezlerde araç girişinin kısıtlandığı bölgeler bulunuyor. Bu alanlara yanlışlıkla girerseniz kameralar plakanızı tespit ediyor ve ceza kiralık aracınız üzerinden size ulaşabiliyor.
Bu yüzden özellikle eski şehir merkezlerine yaklaşırken navigasyona tamamen güvenmeyin; ZTL tabelalarına mutlaka dikkat edin. Eğer oteliniz tarihi merkez içinde kalıyorsa, önceden otelle iletişime geçip aracınızla nasıl ulaşmanız gerektiğini sormakta fayda var.
Bir de küçük bir sürüş notu: Puglia'nın bazı kasabalarında sokaklar oldukça dar, yollar tek yönlü ve park yerleri sınırlı olabiliyor. Acele etmeden, biraz sabırla kullanınca ise araba ile gezmek gerçekten büyük keyif.
Lecce

Gezimize Güney İtalya'nın en güneyindeki duraklardan biri olan Lecce'den başladık. Açıkçası rotamızın ilk sırasında değildi. Ta ki bir arkadaşımız, "Lecce'yi mutlaka görün." diyene kadar. Üstelik Ferzan Özpetek'in Serseri Mayınlar filminin burada çekildiğini öğrenince, bizim için başka seçenek kalmadı.
Lecce'yi görür görmez vuruldum desem abartmış olmam.
Bal rengine çalan taş binaları, dantel gibi işlenmiş barok cepheleri, dar sokakları ve birbirini takip eden küçük meydanlarıyla insanı ilk dakikadan içine çekiyor. Gezilecek yerleri aşağıda sıralayacağım ama bence Lecce'nin en güzel yanı belli başlı yapıları değil; sokakları. O yüzden size en önemli tavsiyem, haritayı bir kenara bırakıp mümkün olduğunca her sokağa dalmanız.. Çünkü en güzel sürprizler, planlamadığınız sokaklarda karşınıza çıkıyor.
Biz ekim ayında gittik. Belki mevsimin de etkisi vardı ama şehir tam kararındaydı. Sokaklarda tatlı bir hareketlilik vardı; canlıydı ama bunaltmıyordu. Kafeler doluydu, meydanlar şendi ama ortada o büyük şehir uğultusu yoktu. İnsan kendini sürekli bir yerlere yetişmek zorundaymış gibi hissetmiyor.
Harika kafeler, küçük butik dükkânlar ve uzun uzun oturmak isteyeceğiniz restoranlarla dolu bir şehir Lecce. Öyle acele edilerek gezilecek bir yer değil. Bir kahve molası verip etrafı izlemek bile başlı başına keyif.
Akşam otele döndüğümüzde ne mi yaptık? Tabii ki Serseri Mayınlar'ı açıp yeniden izledik. Filmde gördüğümüz her köşede "Ay, biz az önce buradaydık!" diye diye filmi bitirdik. Bir anda kendimizi Ferzan Özpetek'in setinde figüran olmuş gibi hissettik. Kim bilir, belki gece rüyamızda da filmin bir sahnesinde rol almışızdır. :)
Lecce'de Gezilecek Yerler
Piazza Sant'Oronzo
Roma Amfitiyatrosu
Piazza del Duomo ve Lecce Katedrali
Basilica di Santa Croce
Porta Napoli
Alberobello

Alberobello'yu fotoğraflarda yüzlerce kez görmüştüm ama insanın karşısına ilk kez çıktığında yarattığı his bambaşka.
Puglia'nın simgesi hâline gelen bu küçük kasaba, konik çatılı taş evleriyle adeta bir masalın içine kurulmuş. "Trullo" adı verilen bu evler sayesinde Alberobello bugün UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. Hak ettiğini de daha ilk dakikada anlıyorsunuz.
Uzaktan o taş çatılar görünmeye başladığında kendimi dev bir oyuncak köyüne yaklaşırken hissettim. Birazdan kapılardan şapkalı cüceler çıkacakmış gibi... O kadar gerçeküstü, o kadar sevimli bir atmosferi var. Üstelik bu evler sadece sergilenmiyor; çoğunda hâlâ insanlar yaşıyor. Bazıları butik otel, bazıları küçük dükkân, bazıları ise kafe olarak kullanılıyor.
Trullolar bana ilk anda Harran evlerini hatırlattı. "Acaba ben mi benzetiyorum?" diye düşünürken küçük bir dükkânın duvarında kocaman bir Harran posteri gördüm. Sohbet edince öğrendik ki işletme sahibi gerçekten Harranlıymış. Alberobello'da kendi küçük kafesini açmış. O an içimden "Demek ki benzetmem çok da haksız değilmiş" dedim. Akdeniz'in iki ucundan gelen iki farklı mimari, aynı masada buluşuverdi.
Alberobello oldukça turistik bir kasaba. Eğer imkânınız varsa sabah erken saatlerde gitmenizi tavsiye ederim. Sokaklar henüz kalabalıklaşmadan dolaşmak çok daha keyifli oluyor. Kasabanın tamamı yürüyerek birkaç saatte geziliyor ama fotoğraf çekmeye, dükkânlara göz atmaya ve bir trullonun içinde kahve molası vermeye başlayınca zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.
Alberobello'da Gezilecek Yerler
Rione Monti
Rione Aia Piccola
Trullo Sovrano
Sant'Antonio Trullo Kilisesi
Casa Pezzolla
Yeme–İçme Önerileri
La Cantina – Samimi ortamı ve yerel makarnalarıyla favorimiz oldu.
Ristorante Il Pinnacolo – Bir trullonun içinde akşam yemeği yemek isterseniz güzel bir tercih.
Martinucci – Kahve ve tatlı molası için her zamanki gibi güvenilir bir adres.
Bari

İlk bakışta Puglia'nın diğer kasabaları kadar romantik görünmeyebilir. Ama eski şehrin dar sokaklarına girince Bari'nin asıl hikâyesi başlıyor.
Bari Vecchia'da yürürken hayatın gerçekten sokakta yaşandığını hissediyorsunuz. Kapısı açık evler, balkonlardan sarkan çamaşırlar, kapı önünde sohbet eden komşular... Ve tabii ki o meşhur makarna yapan teyzeler. Daracık sokaklarda yürürken, evlerinin önünde orecchiette makarnası hazırlayan kadınlara rastlamak burada son derece normal. Turistler fotoğraf çekiyor, onlar ise hiç istiflerini bozmadan günlük işlerine devam ediyor.
Bari bana en çok bu yönüyle geçti. Kusursuz görünmeye çalışan bir şehir değil; yaşayan bir şehir. Bir köşeden taze focaccia kokusu geliyor, diğer köşede çocuklar top oynuyor. Kendinizi bir açık hava müzesinde değil, gerçek bir İtalyan mahallesinde hissediyorsunuz.
Eğer vaktiniz kısıtlıysa bile Bari'ye birkaç saat ayırın derim. Belki Puglia'nın en fotojenik kasabası değil ama en samimi şehirlerinden biri.
Bari'de Gezilecek Yerler
Bari Vecchia (Eski Şehir)
Basilica di San Nicola
Castello Normanno-Svevo
Piazza Mercantile
Lungomare Nazario Sauro
Yeme–İçme Önerileri
Panificio Fiore – Fırından yeni çıkmış focaccia mutlaka denenmeli.
La Uascezze – Yerel lezzetler için sıcak ve samimi bir adres.
Mastro Ciccio – Hızlı ama lezzetli bir öğün için güzel bir seçenek.
Locorotondo

Puglia'nın en sakin ve en düzenli kasabalarından biri burası. Beyaz badanalı evleri, çiçeklerle süslü balkonları ve tertemiz sokaklarıyla insana sanki her sabah özenle hazırlanıyormuş hissi veriyor.
Locorotondo'nun beyazlığı bana Ostuni'yi hatırlattı ama havası bambaşka. Daha sessiz, daha dingin ve daha gündelik. Burada gösterişten çok sadelik ön planda. Kapı önündeki bir saksı ya da açık bırakılmış bir pencere bile kasabanın ruhunu anlatmaya yetiyor.
Locorotondo’nun adı da aslında kasabanın yapısından geliyor. İtalyanca’da “yuvarlak yer” anlamına gelen bu isim, tarihi merkezin neredeyse dairesel bir plana sahip olmasından kaynaklanıyor. Öyle ki sokaklarda yürürken fark etmeden başladığınız noktaya geri dönebiliyorsunuz. Ama bundan hiç şikâyet etmiyorsunuz; çünkü her dönüşte karşınıza yeni bir balkon, yeni bir pencere ya da çiçeklerle süslü başka bir sokak çıkıyor.
Locorotondo, görülecek yerlerden çok hissedilecek yerlerden biri. Biz burada hiçbir şey yetiştirmeye çalışmadan, sadece yavaş yürüyerek vakit geçirdik. Sanırım en çok da bu yüzden aklımızda kaldı.
Locorotondo'da Gezilecek Yerler
Centro Storico
Belvedere Seyir Noktası
Chiesa Madre San Giorgio
Madonna della Greca Kilisesi
Palazzo Morelli
Cisternino

Cisternino bana göre Puglia'nın en huzurlu kasabalarından biri.
Buraya büyük bir katedrali görmek ya da uzun bir "gezilecek yerler" listesini tamamlamak için gelmiyorsunuz. Cisternino'nun güzelliği tam da burada başlıyor. Burası hiçbir şey yapmadan saatlerce dolaşabileceğiniz, bir meydana oturup zamanı yavaşlatabileceğiniz bir kasaba.
Dar taş sokaklarda yürürken etrafta büyük bir hareket yok ama kasaba hiç de boş hissettirmiyor. Açık pencerelerden gelen sesler, kapı önünde sohbet eden insanlar ve köşedeki küçük kafeler... Her şey kendi ritminde akıyor.
Biz kasabaya gün batımına yakın vardık. Güneş, beyaz evlerin üzerine altın rengi bir ışık bırakıyordu. Küçük bir meydana oturduk. Önümüzde birkaç zeytin, yerel bir şarap ve akşamın yavaş yavaş serinleyen havası... O an anladım ki bazen bir kasabayı unutulmaz yapan şey, görülecek yerler değil; hissettirdikleri oluyor.
Cisternino aynı zamanda kasap restoranlarıyla da ünlü. Burada önce kasaptan etinizi seçiyor, ardından hemen orada pişirilmesini istiyorsunuz. Oldukça eski bir gelenek ve gerçekten denemeye değer.
Cisternino'da Gezilecek Yerler
Centro Storico
Piazza Vittorio Emanuele
Chiesa Madre di San Nicola
Fornelli (kasap restoranları)
Ostuni

Ostuni uzaktan bakınca bembeyaz bir tepenin üzerine kurulmuş gibi görünüyor. Yaklaştıkça dar sokaklar, kemerli geçitler, taş merdivenler ve mavi panjurlu evler birer birer ortaya çıkıyor. "Beyaz Şehir" lakabını sonuna kadar hak ediyor.
Ostuni'nin kalbi ise şüphesiz Piazza della Libertà. Kasabaya gelen herkesin mutlaka uğradığı bu meydanda, görkemli San Francesco Kilisesi ve hemen karşısındaki Sant'Oronzo Sütunu dikkat çekiyor. Meydan çevresindeki kafeler ve restoranlar, özellikle akşam saatlerinde masalarını sokağa taşıyınca çok keyifli bir atmosfere bürünüyor. Bir kahve içmek, bir şeyler yemek ya da sadece oturup insanları izlemek bile Ostuni deneyiminin bir parçası oluyor.
Ama Ostuni'yi güzel yapan sadece beyaz evleri değil. Kasabanın içinde dolaşırken her köşe ayrı bir manzara sunuyor. Bir sokaktan denizi görüyorsunuz, diğerinde çiçeklerle dolu küçük bir avlu çıkıyor karşınıza. İnsan ister istemez her birkaç adımda bir durup fotoğraf çekmek istiyor.
Biz en çok sabah saatlerini sevdik. Kalabalık henüz tam oluşmamışken sokaklarda dolaşmak çok daha keyifliydi. Gün ilerledikçe özellikle yaz aylarında oldukça hareketleniyor.
Ostuni, bana biraz Santorini'yi de hatırlattı. Elbette mimarileri aynı değil ama beyazın hâkim olduğu sokaklarda dolaşırken insana verdiği ferahlık çok benzerdi.
Ostuni'de Gezilecek Yerler
Centro Storico
Ostuni Katedrali (Concattedrale di Santa Maria Assunta)
Piazza della Libertà
Arco Scoppa
Şehir surları ve seyir noktaları
Yeme–İçme Önerileri
Osteria del Tempo Perso – Kayaların içine oyulmuş salonlarıyla hem atmosferi hem yemekleri harika.
Impasto Napoletano – Pizza molası vermek isteyenler için güzel bir seçenek.
Cremeria alla Scala – Gezerken nefis bir dondurma molası.
Matera

Matera'ya çoğu zaman "İtalya'nın Kapadokya'sı" deniyor. Gitmeden önce bu benzetmeyi biraz abartılı buluyordum. Ama eski yerleşim bölgesine ilk kez tepeden baktığımız an fikrim tamamen değişti.
Taş evler, kayalara oyulmuş odalar, dar sokaklar... Bir an durup birbirimize baktık ve aynı cümleyi kurduk: "Sanki Kapadokya'dayız."
Aslında Matera bizi biraz sürprizli karşıladı. Vardığımızda hava kapalıydı, ara ara ince bir yağmur yağıyordu. Eski şehre geçmeden önce bir kafeye oturup sıcak bir kahve söyledik. Bir süre sonra bulutlar yavaş yavaş dağıldı ve güneş kendini gösterdi.
İşte her şey o anda değişti.
Yağmurla koyulaşan taş duvarlar güneş ışığıyla birlikte parlamaya başladı. Sokaklar bambaşka bir renge büründü. Biz de eski yerleşim bölgesi Sassi di Matera'nın dar sokaklarında kaybolmaya başladık.
Matera, Puglia turlarına çoğu zaman dahil ediliyor ama aslında komşu bölge Basilicata'da yer alıyor. Puglia sınırına oldukça yakın olduğu için iki bölgeyi gezenlerin rotasında neredeyse her zaman kendine yer buluyor.
UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan bu etkileyici şehir, 2019 yılında Avrupa Kültür Başkenti seçilmiş. Ama bence Matera'nın asıl etkileyici yanı unvanları değil. Yüzyıllardır aynı kayaların üzerine kurulmuş hayatı hissedebiliyor olmanız.
Burası hızlıca gezip çıkılacak bir şehir değil. Bir terasa oturup taş evlerin gün boyunca değişen renklerini izlemek bile başlı başına bir deneyim.
Matera'da Gezilecek Yerler
Sassi di Matera
Casa Grotta di Vico Solitario
Duomo di Matera
Piazza Vittorio Veneto
Palombaro Lungo
Yeme–İçme Önerileri
Ristorante Francesca – Mağaranın içine kurulmuş şık bir restoran.
Trattoria del Caveoso – Geleneksel Basilicata mutfağını denemek için güzel bir adres.
I Vizi degli Angeli – Günün sonunda harika bir dondurma molası.
Puglia: Bitti mi, Yoksa Başlangıç mı?
Puglia'yı arabayla gezmiş olmaktan çok memnun kaldık. Çünkü bu rota biraz da özgürlük istiyor. Canınızın istediği sokakta durmak, küçük bir kasap dükkânına girip yerel ürünler almak, bir köy yolunda gördüğünüz manzarada mola vermek... Arabanın en büyük avantajı tam olarak buydu.
Bu gezide özellikle kasabaları keşfetmeye odaklandık. O yüzden Puglia'nın meşhur plajlarını ve koylarını deneyimleme fırsatımız olmadı. Ama açıkçası bölgeden ayrılırken içimizden geçen şey şuydu: Buraya bir gün sadece denizi için de gelmek gerekiyor. Masmavi sular, küçük sahil kasabaları ve uzun yaz günleriyle Puglia'nın bambaşka bir yüzü olduğunu biliyoruz.
Konaklama konusunda ise tek bir öneri vermek zor. Çünkü biz bu gezide bazen bir kasabada konaklayıp oradan devam ettik, bazen de bir yerde daha uzun kalıp çevredeki kasabaları günübirlik gezdik. Bence Puglia'da konaklama planı tamamen yapmak istediğiniz rotaya ve temponuza göre şekillenmeli.
Bir de küçük bir itiraf... Bu rotada hâlâ göremediğimiz yerler kaldı. Örneğin Salento tarafındaki Gallipoli gibi bazı güzel durakları listeye almıştık ama geziyi planladığımızdan biraz daha erken bitirmek zorunda kaldık ve Selanik'e dönmemiz gerekti.
Belki de güzel olan tarafı bu. Puglia bize "tamamını gördük" dedirten bir yer olmadı; aksine yeniden gelmek için bahaneler bıraktı. Bir gün bu kez plajları, koyları ve yarım kalan kasabaları için tekrar görüşmek dileğiyle...











































































