Güncel

RSS üzerinden uzun zamandır takip ettiğim Yalansavar yazılarına, ekip bir de Podcast ekledi. Emin olmadığınız güncel konulardaki bilimsel bilgiyi eğlenceli podcastlerle ile dinlemek isterseniz, buyrun. https://yalansavar.org/podcast/

Nihayet evimizin kaba inşaatını tamamlayabildik. Uzun süredir ev hakkında yazı yazmamıştım. Biraz inşaat işlerinin yoğunluğundan, biraz da inşaatın kabası bitince yazarım demekten oldu. Evet, nihayet Bone Mamekîye'nin kaba inşaatını bitirdik. İşte size ayrıntılar.

Haziranın yirmibeşinde olduğumuz bize hatırlatılınca, yakın da olduğumuzdan Çamlıhemşin'den Pançol'a (Yeniköy) giderek Kazım Koyuncu'nun anmasına katıldık. Bizi en çok şaşırtan Cizre'den gelen gençlerdi. Hazırladıkları pankartta şöyle yazıyordu : "Dağların çocuklarından denizin çocuklarına selamlar olsun"

Küçük bir karadeniz gezisine Ordu'dan başlayınca Terzi Fikri'nin mezarını ziyaret etmeden olmazdı.

Arsamızı aldıktan sonra bizim için en önemli mesele su sorunu oldu. Arazimiz köyün su deposunun çok üzerinde olduğu için oradan su getirmek gibi bir şansımız yoktu. Elimizdeki tek seçeneğimiz arsamıza su sondajı yapmak kalmıştı. İşte bu su sondajını nasıl yaptığımızı size anlatmaya çalışayım.

İstediğiniz mimaride bir evinizin olması için, çizim yapan herhangi bir mimarla çalışmanız yetmeyecektir. Sizin gibi düşünen ve hayatı sizin gibi algılayan bir mimar ile çalışmanız en doğrusu. Bu sayede, evin nasıl olması gerektiğine dair sizin aklınıza gelmeyen veya unuttuğunuz detayları, mimar inisiyatif kullanıp çizerken aynı algıda olduğunuz için yine sizin de isteyeceğiniz şekilde dizayn edecektir.

Arsanızı satın aldıktan sonra yapmanız gereken en önemli iş arsanızın resmi sınırlarını çizdirmek olmalıdır. Bunun için arsanızın bağlı bulunduğu kadastro müdürlüğüne giderek başvuru yapmanız gerekiyor. Kadastro sizi sıraya alıyor ve yağmur ve karın olmadığı bir zamanda sizin arsanızın ölçümünü yapıyor.

2011 yılında 18 yıldır yaşadığım İstanbul'dan ayrılma kararı almıştım. Meselenin kendisi sadece İstanbul değil, iş yaşamı ve metropolde yaşamak asıl sorundu benim için. İşlerimi devretmek, ne yapacağıma karar vermek vb 1 yılımı aldı ve 2012 Mayıs ayında İstanbul'dan ayrıldım. Yeni yaşamım için Dersim'in bir köyüne yerleşmeye karar verdim. O günden bugüne kadar da bu aldığım karar doğrultusunda bu köydeki hayatı kurmaya çalışıyoruz. Çoğul kullanıyorum çünkü 3 kişiyiz. Burcu, Ahmet ve ben...

Düzgün Baba'ya daha önce Tunceli tarafından çıkmıştık, bu sefer de Nazımiye tarafından çıkalım dedik. Diğer tarafa göre daha kolay bir çıkış oldu. Yolun yarısında su bulunuyor ve bu suyun olduğu yerde çay içebileceğiniz bir yer de mevcut. Nazımiye tarafından çıkış yaklaşık bir saat sürüyor. Bu sefer önce eski Cem tutulan mekana, sonra Düzgün Baba'nın mekanına ve en sonda üst düzlükteki mezara ulaşıyorsunuz.

Dersim'de Pülümür Çayında yüzmek için gidilecek güzel yerlerden birisi de Kutudere mevkii. Burada arka arkaya birkaç işletme bulunuyor. Kutudere, Dersim Merkezden Nazımiye yönüne giderken karşınıza çıkan ilk tüneli (22 Nolu Tünel) geçer geçmez başlıyor. Biz tünelden çıkınca ilk işletmeye gidiyoruz genelde.

Yaz geldiğinde Dersim'de akla gelen ilk şeylerden birisi Munzur Festivali ise, diğeri de Munzur ve Pülümür çayında yüzmektir. Yüzülecek mekanlardan ilk akla gelen de ister istemez Halbori Gözeleri oluyor. Halbori Gözeleri Dersim Merkeze 15-20 km uzaklıkta bir yerde.

Artık hangi partiye üye olduğunuzu nüfus cüzdanı bilgilerinizle öğrenebiliyorsunuz. Hiç ummadığınız üyeliklerle karşılaşmamak için kontrol etmenizde fayda var.

İhsan Oktay Anar'ın beklenen kitabı Yedinci gün nihayet kitapçılarda yerini aldı. Beklenildiği üzere okurken kelime haznemizi de güçlendiren bir roman olarak karşımızda duruyor. 

"Burası" da Türkiye! "Burası Türkiye" deyimi ile paylaşılan her resim mutlaka "yuh" dedirtecek birşeyler olur. Bu resmi Dersim (Tunceli) Mazgirt ilçesinde çektim. Arkadaşlarımın Latin Amerika ülkelerine gidip çektikleri duvar resimleri gibi bir resmi bu ülkenin bir ilçesinde de göreceğimi sanmıyordum.

Bu benim ilk bisiklet turum. İlk bisiklet turumun İsviçre'de olması bir yandan iyi bir yandan da kötü oldu tabi ki. İlk bisiklet turunun yapılabilecek en güzel ülkelerden birinde olması güzel, ilk turun çıtasının bu kadar yüksek olması diğer turlar açısından kötü oldu diye düşünüyorum :)